Kayıp Dillerin Fısıldadıkları III Online Sergisi kapsamında düzenlenecek olan “Anadolu Dilleri ve Kültürleri” panel serisi başladı.

Panel serisinin ilki açılış konuşmasıyla 21 Mart 2024’te gerçekleştirildi. Doç. Dr. Hüseyin Sami Öztürk moderatörlüğünde düzenlenen ve Prof. Dr. Hamdi Şahin, Prof. Dr. Ferit Baz ile Doç. Dr. Emre Erten’in konuşmacı olduğu panelimiz Rezan Has Müzesi’nde gerçekleşti.

Panel serisinde Eskiçağ Tarihi, Klasik Filoloji ve Arkeoloji disiplinlerinde uzmanlaşmış akademisyenler; antik edebî metinler, Antik Yunan ve Roma yazıtları, Antik Yunan ve Latin epigrafisi konularını Anadolu dilleri ve kültürleri kapsamında inceleyecek ve değerlendirmelerde bulunacaklar.

2010 yılında Rezan Has Müzesi’nde gerçekleşen Türkiye’nin ilk epigrafi sempozyumunun devamı niteliğinde olan panelimiz tüm katılımcılara açık ve ücretsizdir.

*Panel dili Türkçedir.

Panel – 21 Mart 2024 Perşembe, Saat 14.00-15.00

Moderatör:

Doç. Dr. Hüseyin Sami Öztürk (Marmara Üniversitesi, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Tarih Bölümü Eskiçağ Tarihi Ana Bilim Dalı)

Konuşmacılar:

Prof. Dr. Ferit Baz- (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Eskiçağ Tarihi Ana Bilim Dalı Başkanı)
Prof. Dr. Hamdi Şahin- (İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Eskiçağ Tarihi Ana Bilim Dalı Başkanı)
Doç. Dr. Emre Erten- (İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Eskiçağ Dilleri ve Kültürleri Bölümü, Eski Yunan Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı)

Antik Çağ'da Dil ve Eğitim

İyi vatandaş olmanın ilk koşulu okuma yazma bilmekti. Bu nedenle Atina’da eğitim ve öğretim büyük öneme sahipti. Antik Çağ’da eğitim herkese açık olsa da sadece parası olanlar yüksek bir eğitime devam edebiliyordu. Bu nedenle Antik Çağ’da eğitim süresini devlet değil, ailenin ekonomik gücü belirlemekteydi. Bu nedenle bir çocuk, genelde 15 veya 16 yaşına kadar eğitim görürdü. Ancak birçoğu için eğitim 12-13 yaşlarında sona ermekteydi.

Çocuğun 6 yaşına kadar olan bakımını anne veya kadın hizmetçiler, özellikle de dadılar üstlenmekteydi. Çocuklar; ailelerin genellikle satın aldıkları, kiraladıkları veya evdeki sadık kölelere, yani dadılara teslim edilirler ve okula başlama yaşına gelinceye kadar paidagogos adı verilen bu köleler tarafından evde eğitilirlerdi. Günümüzde sıkça kullandığımız pedagog kelimesi Antik Helencedeki παιδαγωγός yani Türkçe okunuşuyla paidagogos kelimesinden gelmektedir.

Ebeveynler veya dadılar, çocuğun her hareketi her sözü üzerinde dururlar; şu doğru, bu yanlış, bu şey güzel, şu şey çirkin, bunu yap, şunu yapma gibi öğütler verirlerdi. Çocuk bu söylenenleri yapmazsa sopa ile veya başka bir şekilde cezaya çarptırılırdı. 6 yaşından sonra sadece erkek çocuklar paidagogosların eşliğinde okula giderlerdi. Hatta dünyanın en büyük komutan ve devlet adamlarından birisi olan Büyük İskender de Leonides adında bir köle tarafından eğitilmiştir. Büyük İskender’in paidagogosu Leonides; İskender henüz çocukken, ona tanrıları hoşnut etmesi için tanrılara yapılan sunularda altara bol bol tütsü koymasını öğretmişti. Bunu hiçbir zaman hatırından çıkarmayan İskender, tütsü bakımından oldukça zengin bir bölge olan Arabistan’ı ele geçirince eski paidagogosu Leonides’i unutmamış ve ona bir gemi dolusu tütsü göndermiştir.

Antik Çağ Atinası’nda kız çocuklarının eğitimi ise genelde evde annesinin gözetiminde bir gynaikotis tarafından yapılırdı. Erkeklere göre oldukça düşük bir eğitim alan kadınlar, en azından okuma yazmayı bilmekteydiler. Kadının okuma yazma bilmesi büyük bir avantajdı. Çünkü gelecekte evinin hesaplarını tutup, listeler hazırlama görevi kadınlardaydı. Antik Çağ Dünyası’nda kadından asıl beklenen görev örgü örme, kumaş dokuma, yemek pişirme, evdeki hizmetkârları denetleme, kileri kontrol etme ve en önemlisi çocuk yetiştirme gibi işlerdi. 

Antik Çağ’da bilinen ilk “ilkokul” ise MÖ 494’te Ionialıların Lade Deniz Savaşı öncesinde başlattıkları isyanlar sırasında çatısının çökmesiyle alfabeyi öğrenmekte olan 120 çocuktan 119’unun hayatını kaybettiği Khios Adası’nda (Sakız Adası) bir okuldur. Okullar genelde küçük, gösterişsiz ve basit yapılar olup bu okullarda ancak 10 ya da 12 öğrenci eğitim görebilmekteydi. Okul yapıları o kadar basitti ki; MÖ 496 yılındaki Olimpiyat Oyunları’nda yenilgiyi kabul etmeyen Boksör Kleomedes’in, memleketi Astypalaia’da yer alan okulun bir sütununu öfkesinden yıktığı ve okul binasının çöktüğü bilinmektedir.

Çocuklar okuldaki eğitimin büyük bir bölümünü, sıra olmadığı için ya ayakta ya da öğretmenlerinin karşısında bir iskemlede oturarak görürlerdi. Eğitimin üç temel unsuru vardı: okuma yazma ve şiir ile nesrin incelenerek ezberlendiği grammata, müzik ve dans dersi olan musike ve spor eğitiminin verildiği gymnastike.

Atina’da okulların şafaktan önce ve gün batımından sonra açık kalması ise yasaktı. Musalar Festivali ve diğer dinî bayramlar süresince de okullar tatil edilmekteydi. Atina’da bir çocuk için ilk eğitim Helen alfabesindeki 24 harfi öğrenmekle başlardı. Öğrenciler yazmaya başlamadan önce harflerin isimleri ile alfabeyi baştan sona ve  sondan başa doğru ezberlemek zorundaydılar. Küçük çocukların alfabeyi kolayca öğrenmeleri için ebeveynleri onlara ahşap veya fildişinden yapılma harfler veriyordu. Böylece çocuklar hem oynuyorlar hem de alfabeyi öğreniyorlardı. Daha sonra öğrenciler bu harfleri yazmayı öğreniyorlardı.

Yazı; içi balmumu tabakasıyla kaplı tahtalar üzerine bronz, fildişi veya daha çok şimşir ağacından yapılma stylos adı verilen sivri uçlu bir kalemle yapılırdı. Yazım yanlışları için bu kalemin yayvan ucu silgi olarak kullanılırdı. Bu yazı malzemelerinin dışında, az da olsa varlıklı olanlar papirüs üzerine, fakir olanlar ise kırık çanak çömlek parçaları ve taşlar üzerine yazıyorlardı.

Günümüzde sıkça kullandığımız pedagog kelimesi Antik Helencedeki παιδαγωγός yani Türkçe okunuşuyla paidagogos kelimesinden gelmektedir.

Antik Çağ’da yazı malzemesi olarak kullanılan malzemeler içinde ahşap önemli bir yer tutmaktaydı. Ahşap, üzeri kolay okunabilsin diye kireç veya alçıyla beyaza boyanırdı. Beyaza boyanan tahta; fatura, pusula ve okullarda yazı tahtası gibi birçok şekilde kullanılırdı.

Öğrenci ilk olarak grammatistesten alfabeyi öğrenirdi. Grammatistes, küçük öğrenciye alfabeyi öğretmek için ya onun elinden tutar ya da onunla birlikte balmumuyla kaplı olmayan bir ahşap yazı tahtasına harfleri kazırdı. Öğrenci de harfleri öğreninceye kadar stylos adı verilen tığ kalemiyle bu çizgilerin üzerinden geçerdi. Günümüzde olduğu gibi, öğrencilere heceler kurması öğretilirdi. Daha sonra basit kelimeler, ardından zor kelimelerin yazılmasına geçilirdi. MÖ 3. yüzyılda İskenderiye’deki bilim insanları, okumanın daha kolay hâle getirilmesi için günümüzde kullandığımız noktalama işaretlerini icat ettiler. Mesela nokta ile virgül Türkçedeki gibidir. Soru işareti noktalı virgülle gösterilmektedir: ; = ? Satırdan biraz yukarıya konan nokta Türkçedeki iki nokta ve noktalı virgül işaretlerinin karşılığıdır: ˙ = : ya da ;

Grammatistesler tarafından öğrencilere okuma yazma derslerinin yanı sıra Fenikelilerden aldıkları matematik ve aritmetik dersleri de verilmekteydi. Hesaplamalar ya çakıl taşlarının kum üzerinde yer alan karelerde hareket ettirilebileceği basit bir tabloyla ya da iplere dizilmiş boncuklarla yapılmaktaydı. Matematik için Helencede ayrı bir rakam sistemi yoktu. Harfler aynı zamanda rakam yerine de kullanılmaktaydı.

MÖ 3. yüzyılda İskenderiye’deki bilim insanları, okumanın daha kolay hâle getirilmesi için günümüzde kullandığımız noktalama işaretlerini icat ettiler.

Çocuklar derslerini yüksek sesle ve kitaplarını da yüksek sesle okurlardı. Antik Çağ’da yüksek sesle okumak âdettendi. Ama bu, Antik Çağ insanının kitabı veya herhangi bir yazılı eseri sessiz okuyamadıkları anlamına gelmiyordu. Çünkü dudakların kapatılarak yazılı belgelerin okunduğuna dair bilgiler de mevcuttur. Örneğin Kilise Babalarının en ünlüsü olan Augustinus, Aziz Ambrosius’un kitabını sessiz okuduğunu belirtmektedir.

Aristoteles’e göre insanlar 7 yaşına kadar çocukturlar ve bu yaşa kadar daha sonra öğrenecekleri şeylerin birer seyircisi olmalıdırlar. 7 yaşından sonra eğitim iki aşamaya ayrılır. Birincisi 7 yaşından ergenliğe kadar müzik ve entelektüel eğitim dönemi, ikincisi ergenlikten 21 yaşına kadar zihnî ve ahlaki eğitim dönemi. Çocuklar gelecekte devletin bir yöneticisi olacakları için, yetiştirilmeleri ve eğitimleri kamuyu ilgilendiren en önemli sorundur. Çünkü yasa koyucu, gençlerin eğitimleri ile bizzat ilgilenmezse her seferinde anayasanın niteliği, dolayısıyla devlet zarar görecektir. Bunun için de eğitim herkes için bir ve aynı olmalıdır. Öyleyse eğitim hakkında yasalar yapılmalı ve bu eğitim hem erdeme hem de insana faydalı olmalıdır. Aristoteles bu nedenle Atina’da bugün bütün batı dillerinde ve Türkçedeki “Lise” sözcüğünün kökeni olan Lykeion’da bir okul kurmuştur.

Yükseköğretim Atina’da paralı olmakla birlikte Sokrates gibi önemli bir felsefeci, verdiği dersler karşısında para almıyordu. O, para almamakla özgürlüğünü koruduğuna inanıyordu. Çünkü çevresindekilerden para alanları, ücret aldıkları kişilerle konuştukları için kendi kendilerinin kölesi olarak görmekteydi. Sokrates para almamasının diğer bir nedenini de ücretle ders verenlerin aldıkları ücretin karşılığını vermek zorunda oldukları ama kendisinin herhangi bir ücret almadığı için, istemediği kişiyle konuşmak ya da ona bilgi vermek zorunda olmadığıyla açıklamaktadır. Sokrates’in öğrencisi olan Platon diğer bir deyişle Eflatun, insan ruhunun yaşaması için mutlaka eğitim alması gerektiğini savunmaktadır. İster Helen ister barbar olsun eğitim ve felsefe insanları mutlu kılar, insanların üzerine ışık saçar, onları hem akıllı, hem de becerikli kılar. Bu nedenle Platon, gelecekte sağlıklı, ruhunu kötülüklerden arındırmış ve erdemli bir nesil yetişmesi için eğitimin bebeklikten itibaren doğru ve düzgün olarak verilmesi gerektiğini belirtir. Platon tüm eserlerinde herkesin eğitim görmesini ama özellikle felsefe öğrenmelerini salık vermektedir. Düşünüre göre felsefe eğitimi alan ve bunu ruhuna yerleştiren bir kişi hayatı boyunca başka bir kişinin rehberliğine ihtiyaç duymaz; iyi bir belleğe sahip olur, yasalara uyar ve mutlu bir insan olur. Platon’un öğrencisi olan Aristoteles’e göre eğitimin ana görevi, insanı içerisinde yer aldığı toplumun ya da devletin erdemli ve bilgili bir unsuru yapmaktır. İnsan ancak bu şekilde eğitildiği zaman mutlu olur. Bu nedenle yasa koyucu, eğitim işini bizzat kendisi ele almalı ve bu işe evlenecek çiftlerden başlamalıdır.

Helen Alfabesi

Günümüzde kullandığımız Latin alfabesinin kökeni olan Antik Helen alfabesi, on yedisi sessiz ve yedisi sesli olmak üzere yirmi dört harften oluşmaktadır. Bugün modern Helenlerin de (Yunan) kullandığı alfabe yine bu alfabedir. Bu alfabe daha sonra Bulgarlar tarafından taklit edilmiş ve tüm Slav Dünyası’na ihraç edilmiştir. Bugün Rusya, Ukrayna ve diğer slav ülkelerinin kullandığı Kiril alfabesi de Helen alfabesi kökenlidir.

Büyük Harf Küçük Harf Latin harflerine çevrimi Adı
Α α a (ă / ā) άλφα        (Alpha)
Β β b βήτα         (Beta)
Γ γ g γάμμα      (Gamma)
Δ δ d δέλτα        (Delta)
Ε ε e (ĕ) έψιλον      (Epsilon)
Ζ ζ z (ds şeklinde söylenir.) ζήτα          (Zeta)
Η η e (ē) ήτα           (Eta)
Θ θ th (peltek bir “t” gibi söylenir.) θήτα         (Theta)
Ι ι

i (ĭ / ī)

(Lâtin harfleriyle büyük harf “I” diye yazılır ama Türkçede büyük harf için söylenişe uyarak “İ” kullanılabilir.)

ιώτα          (Iota)
Κ κ k κάππα       (Kappa)
Λ λ l λά(μ)βδα (Lambda)
Μ μ m μυ             (Mu)
Ν   n νυ             (Nu)
Ξ ξ x (Türkçede “ks” diye yazılıp söylenir.) ξι              (Ksi)
Ο ο o (ŏ) όμικρον  (Omikron)
Π

π

p πι              (Pi)
Ρ ρ rh ρώ            (Rho)
Σ ς ya da σ s σίγμα      (Sigma)
Τ τ t ταυ           (Tau)
Υ υ y / ü ύψιλον     (Üpsilon)
Φ φ ph (Türkçede f diye söylenir.) φι              (Phi)
Χ χ ch (Türkçede “kh” diye yazılıp gırtlaktan gelen bir “h” gibi söylenir.) χι              (Chi)
Ψ ψ ps ψι             (Psi)
Ω ω o ωμέγα     (Omega)